BlogZamanede GelişimZamanede Popüler Psikoloji

STANFORD HAPİSHANE DENEYİ

BEN DAHA GÜÇLÜYÜM,İTAAT ET!

Standford Hapishane Deneyi 1971 yılında ünlü sosyal psikolog Philip Zimbardo California’daki tutuklama ve kanlı Attica Hapishanesi isyanını inceleyerek bir deney gerçekleştirmek istedi. Deneyin amacı insanların kendilerine verilen sosyal roller ile davranışlarının değişip değişmeyeceğini incelemekti. Bunun için gazeteye hapishane hayatının insanlar üzerindeki psikolojik izlerini araştıran bir deney ilanı verildi. İlana 70’den fazla kişi katıldı ve gerekli elemeler yapıldıktan sonra Stanford çevresinde yaşayan 24 öğrenci kaldı. Bu öğrencilerin davranış ve tepkilerinde deney öncesinde hiçbir farklılık yoktu.

DENEY ÖNCESİ HAZIRLIKLAR

Sahte hapishane Stanford Üniversitesi Psikoloji bölümü bodrum katına kuruldu. Hapishane kurulurken tüm açılardan gerçekçi olması için hapishanede 17 yıl tutuklu olarak yaşayan bir kişiden dahi yardım alındı. Bu mahkum sayesinde hapishanenin nasıl psikolojik izler barındırdığı üzerine bilgi sahibi olundu. Üniversitenin psikoloji bölümü bodrum katındaki koridor hapishanenin bahçesiydi ve mahkumlar burada yürüme, yemek yeme ve egzersiz yapma gibi aktivitelere sahip olacaktı. Tuvalete ise çıkışı görememeleri için sadece gözleri kapalı bir şekilde götürülüyorlardı. Hapishanelerdeki hücreler oluşturuldu ve hücrelerin karşısındaki 60 cm genişliğinde bir odaya delik adı verildi. Bu oda son derece karanlık ve dardı. Aynı zamanda tüm hücrelere mahkumların neler konuştuklarının dinlenebileceği ve duyuruların yapılabileceği bir iletişim sistemi kuruldu.
Tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra artık deneye başlanması için her şey hazırdı.

DENEYİN UYGULANIŞI

Deneye katılanlar para atışı ile yarısı gardiyan diğer yarısı ise mahkum olarak belirlendi. Gardiyanlar bir hapishanede nasıl giydiriliyorsa aynı şekilde giydirildi. Mahkumlar ile göz teması kurmamaları için gözlük takıldı. Bu gözlükler ile mahkumlar gardiyanların hissetikleri duyguları anlamayacaklardı. Mahkumlar ise ani bir şekilde Palo Alto polisi tarafından evlerinin önünde tutuklanarak Stanford İlçe hapishanesine getirildi. Burada tüm tutuklama işlemleri gerçekleştirildikten sonra Stanford Üniversitesi hapishanesine getirildiler. İlk adım mahkumlara aşağılanma duygusunu hissettirmekti. Bu yüzden mikroplu olabilecekleri hissi verildi ve çıplak bir şekilde aranarak temizlendiler. Size bir pislik düşüncesi ile yaklaşılmasının verdiği hissi düşünün. Ardından mahkumlara giyecekleri kıyafetler verildi ve bileklerine zincirler takıldı. Bu zincirler mahkumlara burada gerçekten hapiste olduklarını ve kurtulamayacaklarını hatırlatıyorlardı. Sağ tarafından sol tarafına dönen bir mahkum zinciri hissediyor ve her zaman bir baskı altında kalıyordu.

Her mahkumun kıyafetinde bir numara yazmaktaydı. Gardiyanlara mahkumları isimleri ile değil, bu numaralar ile çağırmaları söylendi. Böylece kendi kimliklerini unutmaya başlayacaklardı. İsminizin yerine bir numara ile çağırılmanız da oldukça aşağılacıyıcı olmalı. Gardiyanlara nasıl gardiyan olacakları üzerine hiçbir eğitim verilmedi. Sadece kendilerine verilen joblar ve düdük ile mahkumları korkutabilecekleri, sert davranabilecekleri söylendi. Ancak bu sertlik asla fiziksel bir şiddet olmamalıydı. Bu noktada oluşacak zararlar üzerine uyarıldılar. Her bir hücrede 3 mahkum kalmaktaydı. Bu hücreler oldukça dar ve boğucuydu. 8 saatlik vardiya halinde çalışan gardiyanlar ise çok rahat alanlarda kalıyor ve vardiyaları bittiğinde hapishanede bulunmak zorunda kalmıyorlardı.

DENEYİN İLK GÜNÜ

Deneyin ilk günü sorunsuz bir şekilde sona erdi ancak ikinci gününde beklenmedik bir şekilde mahkumlar ayaklanmaya başladı. Ayaklanma sebepleri ise özgürlüklerini istemeleriydi. Bu ayaklanmada ne yapacaklarını bilemeyen gardiyanlar bir toplantı gerçekleştirdi ve şiddete şiddet ile karşılık vermeye karar kıldı. Bunun sonucunda ise mahkumların yataklarını aldılar ve isyana öncülük edenleri cezanlandırdılar. Ancak bu kalıcı bir yol değildi. Çünkü gardiyan sayısı vardiya sisteminden dolayı azaldığı için düzen tekrar bozulabilirdi. Tam da bu noktada hücrelerden birisinin ödül hücresine dönüştürülmesine karar verildi. İsyana en az katılan 3 mahkum bu hücrede kalıyor, yatağına tekrar kavuşuyor ve diğer mahkumların önünde yemek yiyebiliyordu. Böylece mahkumlar arasında bölünmeler başladı. Artık gardiyanlara karşı bir ayaklanma yerine mahkumlar kendi içlerinde bir ayaklanmaya hazırlanıyordu. Zamanla mahkumlara tuvalete gitmeleri için bile izin verilmedi ve tuvaletlerini hücrelerindeki kovalara yapmaya başladılar. Hapishanenin psikolojik düzeni ile fiziksel düzeni de iyice bozulmaya başlıyordu.

36 SAAT SONRA

36 saatin sonunda mahkumlardan bir tanesi çılgın şekilde bağırmaya ve öfke nöbetleri geçirmeye başlandı. İlk anda çocukca ve güçsüz davrandığı sert bir şekilde söylendi ancak devamında krizler sona ermediği için ilk mahkum serbest bırakıldı. Deney başlayalı tam 6 gün olmuştu ancak artık gardiyanların ve mahkumların davranışları hiç tahmin edilemeyecek noktaya ulaşmıştı. Gardiyanlar mahkumlara aşırı derecede şiddet sergiliyordu. Bunun üzerine Zimbardo daha fazla zarar oluşmaması adına deneyi sonlandırma kararı aldı.

Hapishanede müdür rolüne sahip olan Zimbardo deneyin devam etmesine izin verdiği sürede gardiyanların zarara sebep olacağı birçok girişime izin vermiştir. Bu yüzden bu deney çok fazla eleştiriye de maruz kalmıştır. Hatta deneyi gerçekleştiren Zimbardo bile deneyden oldukça etkilenmiştir. Sonuç olarak diyebiliriz ki toplumsal düzende insanlar kendilerine verilen rolleri fazlası ile benimsemekte ve hatta uğrunda ölecek kadar yaşamaktadır. Aynı kitle psikolojisinde olduğu gibi insanlar kendilerine biçilen rollerin emrinde hareket etmektedir.

Web sitemizdeki psikoloji ile ilgili ilginç bilgiler sunduğumuz diğer popüler psikoloji içeriklerimizi de okumanızı tavsiye ederiz. 

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı