BlogPsikoloji ve PDRZamane Akademi

MELANİE KLEİN: NESNE İLİŞKİLERİ KURAMI

A)Hayatı- Tarihçesi

Freud’dan sonra psikanaliz kuramında etkili olmuş Melanie Klein kendini her ne kadar Freud’a bağlı olarak görse de aslında onun kuramından epeyce uzaklaşmıştır. Anna Freud ile, çocuklarda görülen ruhsal bozukluklarla ilgili çok fazla kuramsal tartışmaya girmiş olan Klein’’nesne ilişkileri’’ okulunun kurucusudur.1882’de Viyana’da dünyaya gelen Klein’in 4 yaş büyük ablası Sidonie’nin ölümünden çok etkilendiği düşünülmektedir. Ablasının ölümünün ardından 18 yaşındayken babasını kaybeden Klein 2 yıl sonra da erkek kardeşini kaybeder. Abisinin ölümünden sonra da Klein çok etkilenir. Daha sonra Arthur adında bir adamla evlenir. Melitta adında bir kızı ve Hans adında bir oğlu olur. Bu doğumlardan sonra Klein ailesiyle birlikte bilinmeyen, ücra bir şehre yerleşir. Şehrin böyle olması ve ailesiyle, eşiyle yaşadığı sorunlar Klein’ı ağır depresyona itmiştir. Bir dönem ağır depresyon ve somatizasyon şikayetleriyle klinikte tedavi görmüş daha sonra ailesiyle birlikte 1911 yılında Macaristan’a gitmiştir.

Budapeşte’de  annesini kaybeden  Klein o dönemde Freud’un ‘’Düş Üzerine’’ adlı metinini okur ve psikanalizle ilgilenmeye başlar. Daha sonra Budapeştede’ki en ünlü psikanalistlerden biri olan Sandor Ferenczi ile analizlere başlar Klein bu analizle birlikte çocukların iç dünyasına olan ilgisini fark etmiş ve çocuk analizine yönelmiştir.

KLEİN VE ANNA FREUD

1919 yılında Melanie Klein Macar Psikanaliz Cemiyeti’nin asıl üyesi olmuş ve yine bu dönemlerde yayınladığı ‘’Bir Çocuğun Gelişimi’’ adlı makalesinde çocuklarla ilgili önemli tespitlerde bulunmuştur. Klein psikanaliz ilkelerinin çocuk eğitimlerinde geçerli sayılmasını savunmuş ve çocukları analize alarak onları erkenden korumak gerektiğini düşünmüştür. Birinci dünya savaşının sonlarında, çocuk psikanalizini uygulamak için Berlin’e giden Klein, orada tanıştığı Karl  Abraham ile ikinci analizlere başlamıştır. Bu analizler çok fazla sürmemiştir. Karl Abraham ölmüştür. O dönemlerde kendisi gibi çocuk psikanalisti olan Anna Freud ile birçok tartışmaya girmiş ve bolca eleştirilmiştir. Londra’da konferans verilmesi istenen Klein burada dikkatleri çekmiş ve Londra’ya yerleşmiştir. Klein kendisinden sonra gelen birçok kişiyi etkilemiştir.

Klein ve Anna Freud arasında tartışmalar devam etmiş, Anna Freud çocuk psikanalizinde olumlu aktarımın ve pedagojik etkilemenin çok önemli olduğunu söylerken Klein ise bu görüşlere katılmamış hatta Anna’ya yanıt vermek amacıyla bir sempozyum düzenlemiştir.

1960’da Londra’da vefat etmiş arkadaşları tarafından bir vakıf  kurulmuş ve Klein’in görüşlerinin bundan sonraki kuşaklara da ilham olması amaçlanmıştır.

B)İnsan Doğasına Bakışı

Nesne ilişkileri kuramı düşüncesine göre yaşam ve ölüm dürtüleri temel yürütücü güçlerdir. Klein bebeklerin dünyaya gelirken  annenin varlığını içgüdüsel olarak hissettiğini söyler. Klein’ın  kuramını anlamak istiyorsak nesne ilişkileri çerçevesinde düşünmemiz gerekmektedir. Kuramını öne sürdüğünde analizinin içeriği bebek ve anne memesi arasındaki ilişkiye bağlıydı, ona göre nesne ve amaç doğuştan bağlantılıdır.

Klein(2011) bu görüşünü şu şekilde ifade etmektedir;

’Bütün çalışmalarımda, çocuğun ilk nesne ilişkisine- annenin memesi  ve annesiyle ilişkisine- büyük önem verdim. Vardığım sonuç şuydu: Eğer bu içe yansıtılan ilkel nesne ben’de yeterince güvenli bir biçimde kök salabilirse, olumlu gelişimin temelleri de atılmış olur.  Bu bağın kuruluşuna doğuştan gelen etkenler de katkı da bulunur.  Oral itkilerin egemen olduğu bir durumda, meme de içgüdüsel bir biçimde besin kaynağı ve dolayısıyla daha derin bir anlamda yaşamın kaynağı olarak algılanır. Eğer her şey yolunda giderse, doyurucu memeyle  bu zihinsel ve fiziksel yakınlık, yitirilmiş olan doğum öncesi anne- bebek birliğini ve buna eşlik eden güven duygusunu bir ölçüde yeniden kurar. Bu çocuğun memeye ve onun simgesel temsilcisi olan şişeye yeterince yatırım yapma yetisine bağlıdır ve bu gerçekleştiğinde, anne de sevilen nesne haline gelir.

Doğum öncesi durumda çocuğun annenin bir parçası olması, ona bütün ihtiyaç duyduklarını ve arzuladıklarını verebilecek kendi dışında bir şeyin bulunduğu yolunda bünyesel bir duygu yaratmaktadır. Öyleyse doğum öncesi duruma duyulan evrensel özlemin, kısmen, idealleştirme ihtiyacının bir ifadesi olduğunu da düşünebiliriz.

Web sitemizi ziyaret ederek psikoloji ile ilgili akademik bilgiler sunduğumuz diğer yazılarımızı da okuyabilirsiniz. 

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı