BlogZamane AynasıZamanede Gelişim

LA CASA DE PAPEL:PSİKOLOJİK ANALİZ

Yoğun bir çaba gösterilerek çekilen ve birçok alt mesajlar içeren dizilerden birisi olan La Casa De Papel dizisi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de oldukça sevilmiştir. Dizi üzerine psikolojik analizler yapmadan önce diziyi henüz izlememiş kişiler içinde ufak bir hatırlatma yapmak faydalı olacaktır.

DİZİ ÖZETİ

La Casa De Papel Profesör takma ismine sahip defalarca soygun yapmış bir kişinin yeni bir soygun için kurduğu ekip ile İspanya Kraliyet Darphanesi’ne girmesi ile başlar. Soygunu dışarıdan yöneten ve soygunun beyni olan Profesör ‘ün amacı, tüm polis ve halkın sandığının aksine bankadaki parayı çalmak değil, yasa dışı banknotlar üretmektir. Hem banknotları basmak hem de içerideki ve dışarıdaki kaosu yönetmek takımın beyni için yer yer zor olsa da satranç oyununu anımsatan düellodan başarılı bir şekilde kurtulurlar. Tüm bu paraları elde etmek için verilen çaba tam 2 sezon devam eder.

3. sezonda ise ekipten birisinin yakalanması üzerine tekrar bir araya gelinir ve daha önce planlanmış ancak gerçekleştirilmemiş bir soygun devreye sokulur. Soygunun hedefi bu kez de İspanya Merkez Bankası’nın altın rezervidir. 3.sezon ise yeni soygunun gerilim ve belirsizlikleri ile sona erer.

KARAKTERLERİN GİZLİ YÖNLERİ

La Casa De Papel dizisinin tüm karakterlerini bir araya getiren ana sebep ‘umut’ olmuştur. Bu umut aynı zamanda  diziyi izleyenlerin de umudu olmuştur. Bu yüzden tüm dünyada izlenmeye değer bir dizi olarak yer almıştır. Dikkatli bir şekilde bakıldığında karakterlerin hepsi farklı coğrafyalardan ve aileleri ile sorunlar yaşayan, maddi sorunları olan insanlardır. Denver’in babasının hapishaneden yeni çıkması ile güzel bir hayat kurmak istemesi, Nairobi’nin çocuğunu yanına almak istemesi ve Tokyo ile Rio’nun aileleri ile olan bağlarında zayıflık olması bunlardan birkaçıdır. Karakterler gibi onları dışarıda destekleyen insanların da birçoğu umut etmeye açlık hissi duyan ve hayatta birçok zorluk ile mücadele eden kişilerdir. En temelde iç ve dış kesim arasında bir dayanışma söz konusudur.

Dizide en dikkat çeken noktalardan bir tanesi de hırsızlık yapan kişilerin hiçbir zaman para çaldıkları için suçluluk duygusu hissetmemeleridir. Bunu tam olarak anlayabilmek için Donald Winnicott’un anne, çocuk ve çalma davranışı üzerine olan görüşlerini incelemek faydalı olacaktır. Winnicott çocuğun çalma davranışı sergilerken çaldığı nesneyi aramayacağını ve bir kişi arayacağını söylüyor. Bunun temel sebebi ise çocuğun çaldığı kişi üzerinde bir hak sahibi olduğunu düşünmesidir. Dizi de yapılan soyguna bakıldığında bir devlet kurumuna yönelik yapıldığı görülmektedir. Devlet toplum için ‘’devlet ana’’ olarak nitelendirilen kurumdur. Burada ekip devlete karşı bir soygun gerçekleştirmesi sonucu aynı çocuğun annesi üzerinde hak sahibi olması gibi devlet üzerinde bir hak sahibi olduğunu düşünür. Kendilerini destekleyen halk da tam olarak bu görüştedir. Aynı şekilde 3. sezonda merkez bankasındaki gizli kasada yer alan ve devletin aleyhine olan belgeleri ortaya çıkartmaları çalma davranışının sebebine karşı savunulan psikolojik bir düşüncedir.

 

Profesör

La Casa De Papel de Profesör karşımıza takımın beyni olarak çıkmaktadır. Takımın beyni olmak bazı sorumlulukları da beraberinde getirir. Bu sorumlulukları gerçekleştirmek ve kusursuz bir iş çıkarmak için profesör de beklediğimiz bir durum olan mükemmeliyetçilik ve obsesif olma durumunu görmekteyiz. Mükemmeliyetçi davranmak size dizi de olduğu gibi bazı zamanlar olağanüstü avantajlar sağlayabilir. Profesörün davrandığı gibi bir iki hamle önceden planlar yapmak gibi harika işler çıkartabilirsiniz. Ancak mükemmel olma arzusu aynı zamanda stres ve heyecanı da beraberinde getirir. Bu stres ve heyecanı yönetemediğiniz an bu durum hiçbir şekilde sahip olmak istemediğiniz bir özelliğe dönüşür. Tam olarak bilinmese de bu kadar mükemmel olma arzusunun sebebinin profesörün babasına karşı olan duygularından kaynakladığı düşünülebilir. Dizide Babasını kaybettiği için kendisini suçluyor olabilir ve kendisine olan öfkesinden dolayı babası ile kendisini özdeşleştirerek öfkesi ile yüzleşiyor olabilir.

Neden Berlin karakterinin takımın beyni olmadığı sorusu tam da bu anda akıllara gelmektedir. Tüm bu davranışları gerçekleştirmek aynı zamanda obsesif davranışları da beraberinde getirecektir. Ancak bu obsesiflik halini profesörde sadece soygun anında görmeyiz. Profesörü hiç tişört ile gördüğünüzü hatırlıyor musunuz? Odası ise fazlası ile düzenli. Aynı şekilde odasına başka bir birey girdiği zaman rahatsız olmakta. Bakıldığında her an takım elbise giyen ve düzenli olan profesörün günlük hayatında da oldukça takıntılı olduğunu söyleyebiliriz. Mahremiyet alanlarına da bir o kadar hassastır. Aynı zamanda bu kadar obsesif bir kişi az önce bahsettiğimiz üzere zaman zaman yoğun endişeleri de barındırır. Dizideki sahnelerde profesörün işinden çıkamadığı ve anlık, zor karar verdiği anlarda eline aldığı kâğıt ile origami yaptığını görmekteyiz. Bu davranış profesör için bir başa çıkma yolu olur. Bu yol ile var olan endişesini bir kağıt parçasına aktarır çözüm bulmaya odaklanır.

 

Berlin

La Casa De Papel de Berlin karakteri Profesörün abisi olarak karşımıza çıkar. Birçok zaafı olan Berlin karakteri bu zaaflarını ve yetersizliklerini narsistik davranışları ile gidermeye çalışır. Her zaman için kendisini beğenmekte olup tabiri caizse kendisine hayranlık duyar. Hatta ve hatta etrafındaki herkesin ona hayranlık duyduğunu düşünür. Bu hayranlık duyulması hissini ise Palermo karakterinin Berlin’e karşı beslediği hisler ile görmekteyiz. Berlin karakteri tüm her şeyde sonsuz hakka sahip olduğunu düşünmektedir. Aynı zamanda yaşadığı bir hastalıktan dolayı kısa bir zaman sonra ölecek olan Berlin karakterinin soygun sonunda kendisini feda ederek ölümü göze alması da aslında narsistik kişiliğini destekler. Berlin karakteri kendini var etme çabası içindedir. Kendisini ekip için feda ettiği sahnede ‘’ölümüm kahramanca olsun’’ ifadeleri kullanır.  Berlin, yaşarken kendisini nasıl var etmeye çalıştıysa ölüm anında da bu yolu tercih eder. Bu aynı zamanda kendisi için en kahramanca ve narsistçe ölümdür.

Tokyo

La Casa De Papel de tam anlamıyla bir duygu dengesizliği yaşar. Bu duygu dengesizliğinin en temel sebebi ise Tokyo karakterinin bağlanma sorununa sahip olmasıdır. Dizide Tokyo karakterinin annesi ile olan ilişkisinin de çok kuvvetli olmadığını görürüz. Bu bağlanma davranışını da en genç karakter olan Rio’ya karşı gerçekleştirir. Kaçıngan bir bağlanmaya sahip olan Tokyo gibi bireyler ilişkide her zaman kendilerinin bitirme kararı alabileceğini ve karşı tarafın asla bu cesareti gösterecek güçte olmadığını düşünür. (Bu konuda daha detaylı bilgi edinmek için ”Romantik ilişkileriniz bağlanma stilinize göre farklılık gösterebilir” yazımızı ziyaret edebilirsiniz). Genelde tek gecelik ve eğlencelik ilişkiler kurarlar.

Aynı şekilde dizide Tokyo karakteri eğlenceye ve özgürlüğüne çok düşkündür. Çünkü tek bir kişi ile bağlı kalmak doğasına aykırıdır. Bağlanma sorunu olduğu için asla karşısındaki kişiye güvenerek ve kalarak hayatını sürdürmek istemez. Çok eşliliğe daha yakındır. Bu yüzden Rio karakteri kendisini terk ettiği zaman bu onun için hayatında yaşadığı en yıkıcı ve şaşırtıcı bir andır. Anında Denver ile yakınlaşmaya çalışması da aslında kendisine ispatlamaya çalıştığı ‘’bağlanmamalısın’ düşüncesi ile verdiği bir savaş ve savunma mekanizmasıdır.

Denver

Babası hapiste olduğu ve annesi olmadığı için hayatta tek başına yaşayan bir insan olarak karşımıza çıkar. Hayatta her zaman tek olmanın verdiği yalnızlık ile yoğun bir sevme ve sevilme açlığına sahiptir. Bu yüzden soygun anında bir rehineye yakınlaşması ve sevmeye başlaması ile sevme ve sevilme ihtiyacını gidermeye çalışır. Sevmeye çalıştığı kişi de soygun anında sevgi eksiliği ve yoksunluğu yaşayan Monica’dır. Denver, Monica’da da kendisinde yaşadığı sevme ve sevilme açlığını görmüştür.

Nairobi

Takımın kuralcı kişisi olarak karşımıza çıkar. Profesör de görmüş olduğumuz obsesif davranışları Nairobi karakterinde de gördüğümüzü söyleyebiliriz. Bunun sebebi ise soygun sonucunda çocuğunu yanına almak istemesidir. Bu yüzden hata yapmamak adına her adımı dikkatli bir şekilde uygulayan kuralcı ve takıntılı bir kişiliğe dönüşmüştür. Görevine her zaman sadıktır. Görevine sadık kalmadığı ve kendisi için hata yaptığı tek an çocuğu ile arasında olan bağ kullanılarak vurulduğu andır. Burada ise kuralları ve duyguları arasında bir savaşı kaybetmiştir.  

                                                                           Psikolojik Danışman Can Yurdunuseven

Film ve kitaplar üzerine yapmış olduğumuz diğer psikolojik analizleri okumanızı tavsiye ederiz. 

 

KAYNAKÇA

  • J, Bowlby. (2013). Bağlanma ve Kaybetme 1: Bağlanma. (Çevirmen:Tuğrul Veli Soylu, 2.Baskı)
  • MF, Demirdağ. (1992). Bağlanma Teorisi’nin Kökenleri: John Bowlby ve Mary Ainsworth. Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi.
  • DW Winnicott. (2011). İlkel duygusal gelişim. Psikanaliz Yazıları.
  • TH Ogden. (2015). Çöküş Korkusu ve Yaşanmamış Hayat. Turkish Annual of   Psychanal. Int.

 

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı