BlogPsikoloji ve PDRZamane Akademi

OTTO RANK DOĞUM TRAVMASI: KURAMDA YER ALAN TEMEL KAVRAMLAR

KURAMDA YER ALAN TEMEL KAVRAMLAR

Doğum Travması

Kendi kuramını oluşturmaya yönelik ilk çalışmalarını Doğum Travması adlı kitapla yapan Rank, dölyatağından geçmiş rahat bir dönemden sonra ,çaba gerektiren doğum sonrası koşulların bebekte kaygı oluşturduğunu savunur. Rank’a göre her insanda var olan birincil anksiyetenin kökeni bu travmadır. Ayrıca insanların bu travmayı silmek istemeleri sebebiyle bu yaşananları bilinçdışına ittiklerini belirtir. Böylelikle kişi birincil baskı mekanizmasını kullanır. Baskılanmış olan anksiyete, ilerleyen dönemlerde dölyatağına geri dönme isteğini ortaya çıkarabilir fakat bunun yine aynı acıyla sonuçlanacağını düşünerek kendi içinde çatışma yaşar. Bu da davranışlara yansır. Doğum travmasını Freud da insanın yaşadığı ilk anksiyete olarak tanımlasa da bir yönüyle Rank ile ayrılır. Freud ilk anksiyetenin doğum travması sonucu oluştuğunu düşünmüş fakat ilerleyen dönemlerde ortaya çıkan anksiyetelerin cinsellikle bağlantılı olduğunu savunmuştur. Rank ise yaşanan anksiyetelerin çoğunun doğum anında yaşanan ayrılık anksiyetesi ile ilişkili olduğunu yorumlar.

Örnek verecek olursak memeden kesilen bir bebek için bu durum içgüdünün engellenmiş olması değil, doğum anında yaşanan ayrılığı yeniden yaşamaktır. Erkeklerde yaşanan cinsellikte bile bunun etkili olduğunu savunan Rank,  annenin bedenine geri dönebilmenin tek yolunun bu olduğunu ve cinsellikten alınan zevkin aslında korkuyu barındırdığını da belirtir.

Rank’a göre;

İlk oyunlardan biri olan saklanmadan, salıncak, tren, evcilik ve doktorculuğa kadar tipik çocuk oyunları da Freud’un çok erken bir dönemde fark ettiği gibi, bunlara karşılık düşen nevrotik semptomlarla, aynı unsurları içerirler, ancak bu kez haz verici olumlu anlamlar yüklenmiş olarak. Çocukların bıkıp usanmadan tekrarlandığı saklanma oyunu ayrılma ve yeniden bulma durumunun gerçek ve ciddi olmayan bir şekilde temsilidir( Rank,2017)

Bu travma sonrası bebek annesinin de yardımıyla ilişkiler kurar. Fakat bu ilişkiler de gelişim dönemlerinin doğal bir sonucu olarak bir gün sona erer ve yeni birliktelikler kurulur. Yani ayrılma anksiyetesi aslında sürekli yeniden yaşanır.

Yaşam Korkusu Ve Ölüm Korkusu

 Her insan aslında bağımlılık ve bağımsızlığın yarattığı çatışma ile dünyaya gelmiştir. Doğum bir kişiye karşı bağlılık ve çaba gerektirmeyen bir durumdan, kendi başına ayrı bir varlık olmayı simgeler. İnsanın bağımsız bir varlık olma çabası yaşamın özünü oluşturur. Eğer birey tekrardan bu dölyatağına geri dönmek, yani bağımlı olmak istiyorsa Rank’a göre bu durum ölüme ulaşma isteğidir. Böylelikle ayrılma ve birleşme, yaşam ve ölüm ile eş anlamları taşımaya başlar. Birey dölyatağındayken çevresiyle sürdürdüğü ortak yaşamın bir parçası olur ve doğumla birlikte bu yaşamdan ayrılır. Bağımsız olabilmek için insan önceki yaşamını sonlandırır. Bağımsızlığa doğru atılan her adımda da korku yaşayan insan başkaları gibi davranmadığında reddedileceğini, sevgiyi yitirebileceğini düşünür ve bu korku artar. Rank bu duruma yaşam korkusu adını vermektedir.

Bu korku insanı bireyleşmeye doğru iter. İnsan, ortak yaşama geri dönmeyi ya da ölüm ve gerilemenin yaşamın sonlanması olarak yorumlamaya başlar. Önceden bakımı ve sorumluluğunu başka birinin üstlendiği ve hiç çaba harcamadan güvenli olan insan, bu sefer de çevrenin egemenliği altına girerek daha kötü bir duruma düşmek istemez. Bu korkuya da ölüm korkusu adını veren Rank, ölüm korkusunun yaşama çabasını güdülediğini savunur.

İstem Ve Karşıt İstem

İstem terimi Rank’ın kişiliğin bütünleştirici gücünü tanımlamak amacıyla kullandığı bir terimdir. Rank bunu felsefi bir terim olarak değil de insan organizmasının gelişimi açısından zorunlu bir terim olarak yorumlar.  Ona göre insan, içsel dürtülerin birbiriyle ya da çevreden gelen baskılarla sürekli çatışma durumunda olduğu bir savaş alanı olarak sınırlanamaz. Varoluşunun özünde kendisi ve çevresiyle kurduğu etkin ilişkisi ya da bir başka deyişle, istemi bulunur(Geçtan,2005).

İnsanın varoluş sebebinin kendi etkinliği olduğunu savunan Rank, insanı bilinçli ve amaçlı kendisine yön verebilen bir varlık olarak tanımlar. İnsanın varoluş sebebinin kendi olması , dürtüler, olaylar ve davranış örüntüleri arasında seçim yapmasına olanak sağlar. Bireyin içinde bulunduğu koşullara uygun ve mantıklı seçimler yapması onun sağlıklı ve yaratıcı olduğu hakkında bize bilgi verir. Bireyin istemini geliştirmesi çatışmalarına rağmen uyum sağlamasına yardımcı olur. Rank psikolojik tedavilerin de istemin etkinleştirilmesine yönelik olduğunu savunurken, terapist hastanın istem sorununun çözülmesinde bir araçtır.

Doğumun gerçekleşmesiyle birlikte dölyatağı ile beraberliği bozulmuş olan çocuğun dış dünyadan ayrılmış bir ego bütünlüğü olmaz ve çevresinde yeni doyum imkanları sağlamak amacıyla ilişki kurma arayışında olur. Bu süreçte seçimler yapmaya başlar ve nesnel bir öğrenme gerçekleşir. Süreç boyunca bir ego bütünlüğü oluşmaya başlar bunu fark eden çocuk isteminin geliştiğini, kendi benliğini de ayrı bir bütün olarak algılar. Gelişen sistemle birlikte çocukta karşıt istem çıkma olasılığı da bulunur. Çocuk dış dünyaya ve kendine ‘’hayır’’ demeyi öğrenir. Rank, istemin aslında karşıt istem tarafından belirlendiğini düşünür. Önce aileye daha sonra dış dünyaya karşı oluşturulan karşıt istem, özünü insanın bireyleşme eğiliminden alır.

Karşıt istem bir noktada insan için önemli  olan çevreyle ilişki kurma ihtiyacını ortadan kaldırmış olur. Bu sebeple yine suçluluk duyguları ortaya çıkar. Ortaya çıkan suçluluk kavramı, diğer insanlar tarafından onaylanmayan davranışlarda hissedilen suçluluk duygusundan farklıdır. Rank bu suçluluk duygusunu ilk olarak, insanın istemini gerçekleştirdiği ve isteminden vazgeçtiği çevresine boyun eğdiği her durumda yaşanan bir duygu olarak tanımlar. Psikoterapinin amacı bu suçluluk duygusunu ortadan kaldırmaya yöneliktir. Bu amaca da sevgi yoluyla ulaşılır. İki insanın birbirinin istemini kabul etmesiyle başlayan sevgi süreci, anne ve babanın sağlıklı tutumlarıyla ilerler. Ebeveynler, çocuğa destek olurken aynı zamanda onun bağımsızlığını kazanmasına da yardımcı olursa bu suçluluk duyguları oluşmaz.

Web sitemizi ziyaret ederek psikoloji ile ilgili akademik bilgiler sunduğumuz diğer yazılarımızı da okuyabilirsiniz. 

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı